Articles

Rasim Özdenören: Demokrasi Kimin İçin?

In demokrasi, demokrasi makalesi, demokrasi yazıları, köşe yazıları, Rasim Özdenören: Demokrasi Kimin İçin?, yenişafak köşe yazıları, yenişafak yazıları on Nisan 16, 2010 by yusufmirza

Şurası belirtilmeye değer:Demokratik düşünme tarzı, sadece bir spekülasyona atıfta bulunmuyor. Aynı zamanda Batı kültürünün sınıflı, köleli, ırkçı ve ayrımcı toplum yapısına işaret ediyor. Kökleri böyle bir hayat tarzına kadar iniyor. Böyle olunca demokrasi egemen sınıfın lehine çalışan bir mekanizma olma halinden tümüyle kurtulamıyor.
* * *
Türkiye’de demokrasinin sözü edildiğinde hiç olmazsa 1950’lerden bu yana geçirdiği iktisadî-siyasî evrelerin karakteristiğini belirlememiz gerekiyor. 1950’li yıllar bence, bu ülke insanının ilk defa adam yerine konulmasıyla değerlidir.
Daha önceki birkaç on yılda önem atfedilen kesim sivil ve asker bürokratlar olmasına rağmen ilk kez 50’li yıllarda ülke nüfusunun çoğunluğunu teşkil eden köylülere değer verildiği ve değer verilebileceği gösterilmiştir. Ekonomi politikasında tarıma verilen ağırlık da bu değer verişin göstergesi sayılabilir. Köylü ilk kez o yıllarda ayakkabıyla, karşılaşabilmiştir. Şehri görmüş, sadece iktisadî zorunluluklardan dolayı değil, fakat aynı zamanda köyünün kendisine yetmemesinden dolayı da köyünü terk etmeye, şehre yerleşmeye başlamıştır. ’60’lı, ’70’li yılların temel karakteristiğini yetersiz de olsa ağır sanayi teşebbüsleri oluşturur. ’80’li yıllarda ise, ekonominin temel karakteristiğini iç ve dış ticaretteki hamleler belirler.
Tabiî bütün bu yıllar boyunca ’61 ve ’82 anayasalarına rağmen rejimin temel özellikleri değişmemiştir. Siyasî alanda olsun, iktisadî alanda olsun demokrasiyle uzlaştırılamayacak uygulamalar devam etmekte bulunmuştur. Ancak 1980 yılıyla gelen ve ’83’le hız kazanan serbest ticaret uygulaması hukukta bazı değişiklikleri zorunlu kılıyordu. Mesela, kaçakçılığın ihracata ve ithalata dönüştürülmesi, Türk parasını koruma kanununun kaldırılması, TL’nin konvertibl hale getirilmesi gibi radikal değişiklikler bu uygulama sadedinde sayılabilir. Bu değişiklikler aynı zamanda demokrasi talebini de yedeğinde getiriyordu. Nitekim, ilk kez Kürt meselesi böyle bir ortamda tartışma zeminine çekilebilmiştir. Rejimin temel rükünleri arasında sayılan devletçilik keza, bu dönemde sorgulanmıştır. Bunlar Türk siyaset alanında önemli gelişmeler sayılmalıdır.
Keza, Ceza Kanunu’nun 141., 142., 163. maddelerinin kaldırılması bu dönemde vuku bulmuştur. Şimdi, Türkiye’deki bu nitelikteki değişikliklerle dünya siyasasında vuku bulan ve adına Yeni Dünya Düzeni denilen değişiklik aynı zaman dilimine rastlamıştır. Yani, Türkiye’nin demokrasi talebi sadece kendisinin iç dinamiklerinin eseri olarak ortaya çıkmamış, fakat Yeni Dünya Düzeninin demokrasi ve liberalizm teklifleri ile de örtüşmüştür.
Ancak özellikle ’24 Anayasasının getirdiği retorik tümüyle aşılamadığından demokrasi konusundaki adımlar akim kalmış, aksamıştırAnayasaların üstünde askerin gölgesi hep mevcut olmuştur.
Şurası belirtilmeye değer: Demokratik düşünme tarzı, sadece bir spekülasyona atıfta bulunmuyor. Aynı zamanda Batı kültürünün sınıflı, köleli, ırkçı ve ayrımcı toplum yapısına işaret ediyor. Kökleri böyle bir hayat tarzına kadar iniyor. Böyle olunca demokrasi egemen sınıfın lehine çalışan bir mekanizma olma halinden tümüyle kurtulamıyor.
Fakat egemen sınıf veya zümre, bir biçimde fiili olarak hükümranlık mevkiinin (siyasî mekanizmanın) dışında kalırsa veya öyle bir zehaba kapılırsa, bu kez oyun bozanlık etmeyi denemekte kendince sakınca görmüyor. Türk siyasal hayatında özellikle cumhurbaşkanı seçimlerinde bu olayın kaideten ve sürekli tekrarlandığını görmek insana yalnızca usanç, bıkkınlık ve üzüntü vermekle kalmıyor, aynı zamanda, bu ülkede yaşayan insan adına umutsuzluk da telkin ediyor.
Bu defa da cumhurbaşkanı seçimi üzerinde aynı mihrakların bildik oyunlarını sergileyeceği anlaşılmaktadır. Halihazır Meclisin üye kompozisyonunu oluşturan siyasal partiler olsun, dışarda kalanlar olsun aynı yasanın hükümleri çerçevesinde, aynı şartlarla yarışmışlardır. Üstelik de, yürürlükteki yasalar, şimdiki sonucu almak üzere, yani koalisyon hükümetlerini bertaraf etme amacına yönelik olarak yürürlüğe konmuştur. Ama bunu kimse hatırlamak istemiyor. Kendini millet iradesinin üstünde görmek isteyenler, buna rağmen, kendilerine rağmen, her şeye rağmen oyun bozanlık etme alışkanlığından vazgeçmeyi bir türlü içine sindiremiyor.
Farkında değil ki, kendini iktidar hasretiyle yakıp kavuran husus, işte tam da onu yanlışa sürükleyen bu yanlış politikası ve o yanlışlıkta ısrar etme ihtirasıdır.
Yenişafak

21/12/2006

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: