Articles

Bu Yalan Tango(Selim İleri)

In Bu Yalan Tango, Bu Yalan Tango oku, edebiyat, selim ileri eserleri, selim ileri kimdir, selim ileri kitap tanıtımları, selim ileri kitapları, selim ileri oku on Nisan 16, 2010 by yusufmirza

Türkçenin ritmiyle Türk aydınının çıkmazını buluşturan romanların edebiyatımızda adı konulmamış bir ayrıcalığı var. Bu romanlardan kimsenin itiraz etmeyeceği ikisini hatırlayalım: Huzur ve Tutunamayanlar. Selim İleri’nin yeni romanı Bu Yalan Tango‘nun, aynı soyağacına eklemleneceğini öngörebiliriz. Kimilerine ‘cesur’ gelebilecek bu savı gerekçelendirmeden önce romanın konusuna bakmakta yarar var:
Bu Yalan Tango, doksan yaşın eşiğindeki romancı Fatma Asaf’la orta yaşlı yazar Ufuk Işık’ın yaptığı nehir söyleşi çevresinde biçimleniyor. Fatma Asaf, bir dönemin aşk romanları, “klişe edebiyat” yazarı. İsmi bile “o zamanlardan kalma”. İlk kitabı, Atatürk’ün öldüğü gün yayımlanmış, Cumhuriyet’le birlikte yaşanan dönüşüme tanık olmuş. Sabahattin Ali’yi, Atsız’ı, Tanpınar’ı tanımış, Hüseyin Rahmi’yi adadaki evinde ziyaret etmiş. Yıllarca ölesiye yazmış Fatma Asaf, şimdi, doksan yaşına girerken kendisi için hazırlanan armağan kitabın hem mutluluğunu yaşıyor hem de bu “saçma sapan ırmak söyleşiyi” anlamsız buluyor. Ufuk Işık’sa ellilerinin yarısını çoktan geçmiş, “handiyse kel”, “sigaradan göğsü hırıl hırıl” orta yaşlı romancı. Çekingen, biraz da sinsi. Roman boyunca süren nehir söyleşide iki farklı kuşaktan iki romancı arasındaki tuhaf gerilime ortak oluyoruz. Bu gerilimin başarıyla betimlenmesinde galiba kapağında Selim İleri adı bulunan iki nehir söyleşi kitabının da payı var: İleri hem söyleşi yapan (Attila İlhan‘la) hem de söyleşi veren olarak (Anılar: Issız ve Yağmurlu, Haz. Handan Şenköken) nehir söyleşilere imza atmıştı.
Şiire yaklaşan dil
Bu Yalan Tango’nun yukarıda sözünü ettiğim soyağacına neden eklemlenmesi gerektiğinin ilk gerekçesi ve bana kalırsa romanın en önemli özelliği: İleri’nin kullandığı dil. Ne zamandır düzyazı dilinin hantallıklarından bunca arınmış bir roman okuduğumu hatırlamıyorum. Selim İleri’nin üslubundan aşina olduğumuz ama daha da incelmiş, şiire yaklaşan, sahih bir dil var karşımızda. Savruk görünüşü içinde ahenkli, kıvrak, lirik. Yazar dil konusundaki seçiminin ipuçlarını romanda Fatma Asaf’ın ağzından veriyor: “Bir romancının en büyük yarışı şiirle.” Hep bir ‘şair-romancı’ olmak istiyor Fatma Asaf, büyük bir şair-romancı: “Şiirle düzyazı arasındaki sınırları, karşıtlıkları tümden silebilmiş, silmiş.”

Bu Yalan Tangoİkincisi, romanda kurgusallığın boyutları: Selim İleri kurguyla gerçeğin sınırlarını ustaca belirsizleştiriyor ve fakat bunu bir ‘oyun’a dönüştürmeden yapıyor. Bazı ‘yaratıcı yazarlar’ gibi kurgu-gerçek arasındaki denemelerin tuzağına düşmüyor. Edebiyatımızın unutulmaz isimleri, Bu Yalan Tango’da birer karakter olarak karşımızda: “Pişman, yapayalnız bir adamdı Yahya Kemal”, “Tanpınar çok yalnızdı, yakından tanıdım onu”. Roman bu özelliğiyle kurgudan gerçeğe yaklaşırken, gerçek hayattan esinlenilmiş karakterler de gerçeği kurguya yaklaştırıyor. Anlatıcıya kulak verelim: “Gerçekliği yine gizledi, örttü; okur gerçekliği ancak dikkatle okursa metnin içinde darmadağınık, parçalanmış bulacak, lime lime edilmiş, ancak tek tek bir araya getirirse limeleri, örtükleri, saklıları…” Tabii şu tuzağa da dikkat çekerek: “Okurlar, hatta yazarçizerler, yazar anlatıcıyla romancıyı aynı kişiyi sanırlar. Anlatamazsınız.”
Üçüncüsü, Selim İleri entelektüel tarihimizin neredeyse bütün can alıcı sorunlarını aynı kitaba sığdırmak gibi riskli bir işe girişiyor ama bunun üstesinden başarıyla geliyor. Sözgelimi, didaktik olma kaygısındaki bir yazarın elinde bir karmaşaya dönüşebilecek konu bolluğu, Bu Yalan Tango’da zihin tarihimizin bir haritasına dönüşüyor. Belki Oğuz Atay’ın yazmayı tasarladığı Türkiye’nin Ruhu’nda yapmak istediğini gerçekleştiriyor Selim İleri: Doğu/Batı tartışmasından Köy Romanı’na, Türkçe ezandan sağ/sol bölünmesine, sosyalizmden aydınların dindarlara bakışına kadar bir yığın konu romanın sayfalarında beliriyor. Ve bütün bunların ortasında yazdıklarıyla var olma savaşındaki bir yazarın yaşadığı iç çelişkiler: “Dünya korkunç bir harbe sürüklenirken, elâ gözlerdeki ateşli bakışlarla uğraşıyordu.” Fatma Asaf’ın bu ikilemleri yaşamasında elbette değerinin bilinmemiş olmasının verdiği burukluk da var: “Memleketin insanını benden iyi mi tanıyordu, İnce Memet’i göklere çıkarırken. Yurdun dört bir yanından mektuplar alıyordum.” Şu cümleler, toplumsal çalkantıların ortasında ‘Batı acısı’nı yaşayan Türk aydınını ne güzel betimliyor: “Gençleri birbirlerine öldürttüler. O genç şair, sokakta ölüsü bulundu, Ankara’da. Gazetelerde okumuştu. Kılın kıpırdamadı Fatma Asaf, Lorca’ya daha çok acınırdın.”
Son olarak Bu Yalan Tango, anlatıcısının (yazarının değil!) roman sanatı üzerine görüşleriyle ve ortaya koyduğu roman poetikasıyla da soyağacının öteki romanlarıyla benzeşiyor. Romandaki en ilginç sav, roman ve öykü konusunda edebiyat dünyamızdaki yaygın anlayışa karşı: “Yaygın değerlendirişe kapılarak, roman sanatını hor görmek mi, öykü şiire en yakındır falan. Ufuk Işık yalan söylediğini düşündü, edebiyat çevrelerine yaranmak uğruna: En zoru öyküdür. Şiire en yakın. Çırpınarak yazarım öyküyü.” Sanırım öykünün romana önceliği ve şiire daha yakın olduğu anlayışının edebiyatımızda yerleşmesinde en büyük pay Memet Fuat’ındır. Bu Yalan Tango’nun anlatıcısı deyiş yerindeyse bir tabuya dokunuyor. Ekmek kavgasındaki Orhan Kemal’e “bitti bitti!”, Tanpınar’ın Huzur’una bayat diyenlere karşı ‘ucuz roman’ yazarı Fatma Asaf’ın şu sözleri üzerine de düşünmeliyiz: “Alnımın teriyle yaşamam sizin sosyalizminize ters mi düşer?” Şu cümle ise yalnızca Bu Yalan Tango’yu değil, bütün bir Selim İleri romancılığını anlamak için bir anahtar: “… Romanda ‘romancı’yı yazmak düşüncesi bana hep cazip geldi. Romancının romanı niye olmasın ki.”
Yakın tarihin özeti
Soljenitsin’in İvan Denisoviç’in Bir Günü romanındaki bir cümleyi hiç unutamam: “Ama Ruslar hangi elleriyle haç çıkaracaklarını unutmuşlardı”. Bu cümle bütün bir Rus devriminin özeti gibidir. Selim İleri’nin romanında genç Fatma Asaf’la Demiray’ın yaptığı o kısa tango da tıpkı Soljenitsin’in cümlesi gibi bir değişimin tarihini özetliyor. Güzel sesli hafızın okuduğu mevlit, işlenmiş mor seccade ama özellikle birkaç neslin hikâyesini saklayan şu basit cümle, Soljenitsin’inki kadar etkileyici geldi bana: “Allah’a inanır mısınız hanım kızım?”
Bütün bunların yanı sıra, Bu Yalan Tango’da Selim İleri romanlarının kendine has dokusunu da buluyoruz. Yalnızca bir paragrafından yazarının üslubunun tanınabileceği bir yapıt Bu Yalan Tango. Romandaki bütün ironilere, sinikliğe, acıya karşın ‘merhamet’ duygusunun varlığını da unutmamak gerek (gelecek yüzyılda Selim İleri’nin yapıtlarının toplu basımına ‘Merhamet’ adının verileceğini hayal ederim hep).
Dört-beş yıl önce Selim İleri bana Yarın Yapayalnız’dan sonra artık ‘büyük roman’ yazmaya gücü olmadığını söylemişti. (Selim Bey, tevazusuyla ‘büyük’ derken ‘hacimli’ romanları kastediyordu). Galiba bu söze inanmış ve korkmuştum. Korkum boşunaymış.
Kitapla İlgili Teknik Bilgi Ve Sipariş Şartları İçin Bu Linki Kullanabilirsiniz…
(Zaman kitap)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: