Articles

BU MÜLKÜN KADIN SULTANLARI

In alıntı, harem, harem hakkında bilgiler, haremi tanı, kitap inceleme, ntv, padişah eşleri, sultanlar, tarihi yazılar on Mart 30, 2010 by yusufmirza

Osmanoğullarının  ataları Osman, Orhan, Murat, Bayezid, Çelebi  Mehmet,  II. Murat’ın harem  yaşantıları  tamamen meçhulken,  bunların  eşleri  ve kızlarının  siyasal,  toplumsal olaylarda rol aldıkları  bilinen bir gerçektir.  Özellikle  ük  üçünün hareminde  köle  yoktu. Bizanslı saraylı  kadınlarla  normal  evlilikler yapmışlardı. Mesela  Orhan Bey, üçü  de Bizans soylusu olan eşlerinin dinini bile değiş­ tirtmemişti.
Soylu  kadınlarla  evlenme geleneği Fatih’ten  sonra  tarihe karıştı.  Bundan  böyle  padişah eşi  olacaklar,  henüz  çocukken seçiliyor,  ailesinden  yurdundan para karşılığı ya  da  zorla alınarak harerne getiriliyorlardı. Burada  uzun ve  zorlu bir eğitimle dinleri, dilleri ve nihayet isimleri değiştiriliyor,  onlara Destizer, Dilnigar, Afitab, Dilaşub, Mihrişah  gibi  isimler  takılıyordu.
Aralarından en  güzelleri  padişaha  sunulabilir kızlara  katılıyor, harem  adetlerine  göre  “birlikte yatma”  şansını  yakalayanlarsa  “gözde”  oluyordu. Bunların ikinci hedefi padişahtan hamile kalmaktı.  Çünkü  çocuk doğu­ rursa rütbeleri artıyor,  eğer şeh­zade anası  olursa yükseliyordu. Fakat haremde yükselmek o kadar kolay değildi.  İleride  tahta geçme davasına düşecek  şehzadelerin  sayısını  sınırlandırmak için,  padişahın  ya  da  padişah anasının bir işareti  üzerine  istenmeyen  bebekler “imha” ediliyordu. Kız  çocukları bu açıdan erkeklere  göre şanslıydı;  vahşe­tin kurbanları  erkek bebeklerdi.
Kız  çocuklarına  haremde  “hanım  sultan”  deniyordu. Bunlar  padişah  iradesiyle  evlendiriliyorlardı.  Evlenmeleri için  “gelinlik çağına” gelmeleri beklenmezdi. Henüz çocukken ve  hatta  kundak  bebeğiyken evleneceği  adam  tayin  olunan hanım sultanlar  vardı.  Damat beylere  gelince;  hanedan  töresi, padişah kızlarına saltanat hakkı tanımadığında,  damat  paşaların,  padişahtan  “tehlikeli”  bir yakınlıkla mevkilerini korumak dışında  beklentileri  yoktu.  Bu yakınlığın  faydalarını  görenler kadar, bedelini ağır  ödeyenler de vardı. Arada  sadarete  getirilenleri olmuşsa da çoğu taşra valiliklerinde, cephelerde, denizlerde dolaştırılmıştır.
Sakaoğlu’nun  yüzlerce kaynak  tarayarak  ortaya  çıkardığı eser;  harem yaşantısı ve kadın­ları hakkındaki  dogmaları  ortadan kaldıracak ve  bilgi  açığını kapatacak kapasitede bir kitap.
Ümit Bayazoğlu, NTV Tarih Dergisi, 2009 Şubat Sayfa: 62
Harem  hakkında iki  dogma vardır, Bunlardan  birine göre harem, lcibus dolu bir  hapishaneydi.  Buraya kapatılanlar,  sevgileri,  sevecenlikleri değil; korku, kin, kıs­kançlık duyguları  baskın  genç köle  kadınlardı. Yaralı yürekleri  aile, yurt  özlemiyle  doluydu.  Haremde  en  yüksek  konuma ulaşabilmek  tek ihtiraslarıydı. Karşı  görüşe  göreyse, harem kadınlar  için bir sığınaktı.  Burada üst düzeyeğitimden  geçiriliyorlar; çok iyi bakılıyorlar; kişi­ lik, statü sahibi oluyorlardı.
Osmanoğullarının  ataları Osman, Orhan, Murat, Bayezid, Çelebi  Mehmet,  II. Murat’ın harem  yaşantıları tamamen meçhulken,  bunların  eşleri  ve kızlarının siyasal,  toplumsal olaylarda rol aldıkları  bilinen bir gerçektir.  Özellikle  ük üçünün hareminde  köle  yoktu. Bizanslı saraylı  kadınlarla  normal  evlilikler yapmışlardı. Mesela  Orhan Bey, üçü  de Bizans soylusu olan eşlerinin dinini bile değiş­ tirtmemişti.
Soylu  kadınlarla  evlenme geleneği Fatih’ten  sonra  tarihe karıştı.  Bundan böyle  padişah eşi  olacaklar, henüz  çocukken seçiliyor,  ailesinden  yurdundan para karşılığı ya  da  zorla alınarak harerne getiriliyorlardı. Burada  uzun ve zorlu bir eğitimle dinleri, dilleri ve nihayet isimleri değiştiriliyor,  onlara Destizer, Dilnigar, Afitab, Dilaşub, Mihrişah  gibi  isimler  takılıyordu.
Aralarından en  güzelleri  padişaha  sunulabilir kızlara  katılıyor, harem adetlerine  göre  “birlikte yatma” şansını  yakalayanlarsa  “gözde”  oluyordu. Bunların ikinci hedefi padişahtan hamile kalmaktı.  Çünkü  çocuk doğu­ rursa rütbeleri artıyor,  eğer şeh­zade anası  olursa yükseliyordu. Fakat haremde yükselmek o kadar kolay değildi.  İleride  tahta geçme davasına düşecek şehzadelerin  sayısını  sınırlandırmak için,  padişahın ya da  padişah anasının bir işareti  üzerine  istenmeyen  bebekler “imha” ediliyordu. Kız  çocukları bu açıdan erkeklere  göre şanslıydı;  vahşe­tin kurbanları  erkek bebeklerdi.
Kız  çocuklarına  haremde  “hanım  sultan”  deniyordu. Bunlar  padişah iradesiyle  evlendiriliyorlardı. Evlenmeleri için  “gelinlik çağına” gelmeleri beklenmezdi. Henüz çocukken ve  hatta  kundak  bebeğiyken evleneceği  adam tayin  olunan hanım sultanlar  vardı.  Damat beylere  gelince;  hanedan töresi, padişah kızlarına saltanat hakkı tanımadığında,  damat  paşaların,  padişahtan “tehlikeli”  bir yakınlıkla mevkilerini korumak dışında  beklentileri  yoktu.  Bu yakınlığın  faydalarını  görenler kadar, bedelini ağır  ödeyenler de vardı. Arada sadarete  getirilenleri olmuşsa da çoğu taşra valiliklerinde, cephelerde, denizlerde dolaştırılmıştır.
Sakaoğlu’nun  yüzlerce kaynak  tarayarak  ortaya  çıkardığı eser;  harem yaşantısı ve kadın­ları hakkındaki dogmaları  ortadan kaldıracak ve  bilgi  açığını kapatacak kapasitede bir kitap.
               İnceleme: Ümit Bayazoğlu, NTV Tarih Dergisi, 2009 Şubat Sayfa: 62

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: