Articles

nihilizm [Aliya İzzetbegoviç]

In aliya izzetbegoviç, dergilerdeki makale, köşe yazıları, nihilizm, nihilizm hakkında yazılar, nihilizm nedir? on Mart 15, 2010 by yusufmirza

[..] Çağdaş nihilizmi uygarlık içinde bir din şekli olarak gösteren gerçek şurada mevzubahistir: Nihilizm, Allah’ı inkar etmek değildir. O, çağdaş insanların hayatında Tanrı yokluğuna veya -Beckett’e göre- “insan” yokluğuna, insanın mümkün olmayışına, varlığın şartları altında gerçekleşmesinin mümkün olmayışına karşı protestodur. Bu tutum ise insan ve dünya hakkında ilmî değil, dinî bir anlayışı ihtiva ediyor. İlmin anladığı insan mümkündür ve tahakkuk etmiştir. Ancak “sonu olan her şey gayri insanîdir”. “İnsan beyhude bir çabadır” diyen Sartre’ın meşhur sözü, sedasına göre olduğu kadar manasına göre de dinîdir. Çünkü materyalizmde ne iştiyak ne beyhudelik yoktur; beyhudelik yoktur, çünkü iştiyak yoktur. Maksadı yüksek manası ile reddetmekle, materyalizm, manasız ve beyhude olmak riskiden kurtulmuştur.
Materyalizmde dünya ve insanın pratik bir gayesi ve zoolojik olsa da fonksiyonu vardır. İnsanın beyhude bir ihtiras olduğu iddiası, insan ile dünyanın tetabuk içinde olmadıkları şuurunu tazammun eder. Her din de dünyaya karşı aynı tarzda radikal bir tutumla başlamıştı. Sartre’ın “beyhudeliği” veya Camus’un “absürd”ü için maksat ve mana aramak şarttır; bu arayış ise -dininkinden farklı olarak- başarısızlıkla sonuçlanıyor. Bu arayış esas itibarı ile dinîdir, çünkü insan hayatının dünyevî gayesinin, fonksiyonunun reddi manasındandır. Allah’ı aramak, her ne olursa olsun din demektir. Fakat her arayış mutlaka bulmak demek değildir.
Nihilizm sukûtu hayaldir, fakat dünya ve düzen yüzünden değil, kainatta Allah yoktur diyen anlayış yüzünden. Eğer insan bir daha yaşamamak üzere ölüyorsa, o zaman her şey beyhude ve manasızdır. (Kşl: Kur’an 23/115) Absürd felsefesi gerçekte sarih olarak dinden bahsetmez, fakat insan ile dünyanın aynı ölçüye göre biçilmiş olmadıkları kanaatini açıkça izhar etmektedir. Netice olarak vardığı hüküm müstesna, bütün merhalelerinde dinî mahiyette olan bir sıkıntıyı dile getirmektedir. Nihilizme göre olduğu gibi dine göre de insan bu dünyada yabancıdır. Nihilizme göre, ümitsizce kaybolmuş; dine göre ise, kurtuluşu için ümidi olan bir yabancı…
Albert Camus’un aşağıdaki düşüncelerine ancak sukûtu hayale uğramış inanan bir kişinin fikirleri olarak anlamak mümkündür: “Hayallerle aydınlığı birden yokolan bir dünyada insan kendini yabancı hissediyor. Çıkış yolu bulunmayan bir sürgündür bu. Çünkü ne kaybedilen yurtla ilgili hatıralar var, ne de eninde sonunda bir Arz-ı Mev’ud’a varılacağı ümidi…” Veya: “Ağaçlar arasında bir ağaç olsaydım o zaman hayatın bir manası olurdu, yahut başka bir ifade ile bu problem ortaya çıkmayacaktı. Çünkü ben, şimdi bütün şuurumla karşı koymakta olduğum bu dünyanın bir parçası daha doğrusu bu dünyanın kendisi olacaktım..” “Tanrının varolmadığı ve insanın ölmekte olduğu hasebiyle her şeye müsaade vardır.” Son zikredilen fikrin akılcı düşünürlerin sığ ateizmi ile hiçbir alakası yoktur. Bilakis bu ifade Tanrıyı ararken yorulmuş olan ve O’nu bulmayı beceremeyen bir ruhun bastırılmış bedduasıdır. “Ümitsizlik sebebi ile ateizm”dir bu.
Ahlakî hürriyet meselesinde egzistansyalizmin tutumu dininkinin aynısıdır. Fransız kadın yazar Simone de Bouvoire şöyle yazıyor: “İnsan başlangıçta hiçbir şey değildir. İyi veya kötü olması, kendine, yani hürriyeti kabul veya red etmesine bağlıdır… Gayelerini hürriyet ile mutlak surette ortaya koyar ve hiçbir yabancı kuvvet ölüm de olsa hürriyetin tesis ettiği şeyi yok edemez.. Eğer oyun peşinen kaybedilip kazanılmamışsa, o zaman dakikadan dakikaya mücadele etmek ve tehlikeyi göz almak icap eder.” (“L’existanlialişme etla Sagesse des Nations” adlı eserinde). Hatta Sartre’ın varlık ikiliği de (étre en soi ve étre pour soi) materyalizmin açıkça bir inkarıdır.
Âsi gençlik (yahut hippiler) bir bakımdan egzistansyalizmin devamı, onun pratik ifadesi, tatbikatıdırlar. Onların ilerlemeye karşı protestosu -aşırı ve absürd şekline rağmen- bu hareketin yaptığı en büyük hizmettir ve bu hizmet onu çağımızın otantik kültür fenomeni kılmıştır. İlerlemeyi reddetmenin kaynağı ise, hiç olmazsa temel önermelerinde dinî olan bir felsefe olabilir.
Uygarlığın bu tenkidi onun reddedilmesini talep etmek demek değildir. Uygarlık -istesek de- reddedilmez. Mümkün ve mutlaka lazım olan ise, hakkındaki efsaneyi yıkmaktır. Ki, dünyanın hümanizasyonunun devamı için bu şarttır ve kültürün en büyük vazifesini de bu teşkil etmektedir.
Aliya İzzetbegoviç – Doğu ve Batı arasında İslam – (İslâm Izmedju Iskota, Zapada Ireca Alternative) Nehir Yay. S. 126-127

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: