Articles

Kendini yakan kadınlar…

In efsaneler, felsefe yazıları, hint efsaneleri, intiharın boyutları, kendini yakanlar, kendisini yakan kadınlar, sanat, sosyoloji, yazılar oku, şiir sanatı on Mart 11, 2010 by yusufmirza

Afganistan’dan Güneydoğu Anadolu’ya ve Irak’a uzanan bir kültürel coğrafyayı işaretleyerek başlamalıyım söze. Bu coğrafyaya hâkim hayat tarzının, kadınları maruz bıraktığı trajik hâlin ne olduğu takriben bilinmekte. Ortodoks, geleneksel, erkek-egemen, feodal bir hayat tarzının hâkimiyetindeki bu kadınlar ezelden beridir ama bilhassa şu son zamanlarda hızla artan bir oranda kendilerini yakarak intihar etmekteler. Tespit edilen vakaların oluşturduğu resmî istatistikler bile durumun vahametini çırılçıplak gözler önüne sermekte. Yaşları ağırlıklı olarak 15-25 arasında değişen kadınlar, en acılı intihar biçimini, dipdiri bedenlerini ateşe vermeyi, yoğun ve bitmek bilmez bir acıyı etlerinde canlarında yaşayarak ölmeyi tercih ediyorlar. Sivil toplum örgütleri, kadın meseleleriyle ilgili araştırmacılar ve toplum gönüllüleri bu kadınları bu tür bir intihara götüren gerekçeleri ve sebepleri sorgulayıp bazı sonuçlara ulaşıyorlar: İstenmeyen erkekle evlilikler, kocanın bir başka kadınla ilişkiye girmesi, okumalarına ailelerince izin verilmemesi, istedikleri gibi giyinmelerine müdahale edilmesi, bütün bu ve benzeri hâllere itiraz etmeleri ve özgür iradeleriyle seçim yapmaları durumunda patriyarkal hamilerince tecrit ve mecburiyet cezalarına uğratılmaları… Ve elbette, nihai bir protesto ve isyan yolu olarak intiharı seçmeleri.daksacurses11
Peki ama onca intihar biçimi arasından neden özellikle kendisini yakarak intihar etmeyi seçmek?
Günümüzde bile ciddi oranlara varan bu intihar eylemini seçen kadınların bence öncelikli ortak paydası, Doğu coğrafyası üzerinde yer almaları. Kendisini yakarak intihara Batı ülkelerinde ve coğrafyadan bağımsız olarak erkeklerde de rastlanmakta ama resmî istatistiklerin bile korkunç bir manzara arz ettiği, kadınların kendisini yakarak intihar etmesinde asıl çarpıcı unsur, bu istatistiğe dâhil edilen kadınların Doğu adını verdiğimiz coğrafya üzerinde yaşamış olmaları. O hâlde, yığınla iktisadi, sosyal ve siyasal sebebi göz ardı etmeden ama en azından bir süreliğine bir yana bırakarak, bu ortak paydaya başka bir açıdan bakmayı denemekte yarar olabilir
.
Kendisini yakma eyleminin tarihsel kökenlerini eski Hint efsanelerinde bulduğumuzda, bilhassa Doğulu kadınların bilhassa ortodoks bir patriyarkal şiddetin neticesinde içine düştükleri trajik durumdan çıkışı kendilerini yakarak intihar etmekte bulmalarında arketipik belleğin devrede olduğunu düşünmek mümkün görünüyor. Kısa bir araştırma karşımıza ünlü Hint tanrısı Shiva ile karısı Sati’nin trajik aşk hikâyesini çıkartacaktır. Hikâyeyi uzun uzun anlatmayacağım, sadece kendisini yakma eyleminin bu aşk hikâyesinde nasıl ve hangi gerekçelerle ve hangi motifler eşliğinde ortaya çıktığını saptamaya ve bu efsanenin günümüz Doğu kadınlarının ortak kültürel belleğindeki izlerinin bu toplumsal istatistikleri başka nasıl anlamlandırabileceğini göstermeye çalışacağım:
Antik dönem Hint mitolojisine göre; Brahma’nın oğullarından Daksha, üstün güçlere sahip kardeşi Shiva’yı bu üstünlüğü nedeniyle hep rakip olarak görmüştür. Ortodoks geleneklerden uzak bir hayat sürdüren Shiva, marjinal bir öğretinin temsilcisi hâline gelir. Daksha’nın güzel ve akıllı kızı Sati, Shiva’nın müritleri arasına katılıp, zamanının büyük kısmını onun düşüncelerini özümsemek ve bir gün eşi olmayı hayal etmekle geçirir. Sati’nin samimi ve adanmış ibadeti bütün tanrıların ve tanrıçaların övgüsünü kazanır. Nihayet Sati, Shiva’nın önünde reverans yapıp diz çökme fırsatını yakalar ve ona övgü dolu ilahiler okur. Shiva, Sati’den, bir dilekte bulunmasını ister ama Sati’nin tek dileği Shiva’nın karısı olmaktır. Bu dileğini ifade eden cümleye başlar ama cümleyi tamamlayan Shiva olacaktır. Sati ve Shiva, tanrıların ve tanrıçaların huzurunda evlenerek karıkoca olurlar ve mutlu bir hayat yaşamaya başlarlar.
Bir gün Shiva ve mutlu karısı Sati bir ateşe-tapma ayinine katılırlar. Ayin salonuna giren Shiva’yı gören herkes, ayağa kalkarak ona saygı gösterir, Shiva’nın ardından Daksha da salona girer ve yine herkes ayağa kalkar ama bir tek Shiva bu saygı gösterisine katılmayarak yerinde oturur. Gerçi Shiva üstün güç olarak ayağa kalkmanın hoş karşılanmayacağını ve bundan Daksha’nın zarar göreceğini düşünse de, Daksha bunu damadının kendisine alenen yaptığı bir hakaret olarak algılar ve bir gün Shiva’yı herkesin önünde küçük düşürmek için kendine söz verir. Nihayet Daksha büyük bir kurban töreni düzenler, bütün tanrıları ve tanrıçaları davet eder ama bir tek Shiva’yı davet etmez. Sati, kocasının bu törene davet edilmemesini bir türlü anlayamaz ve kabullenemez, hâlbuki böyle bir törene ilk davet edilmesi gereken kişi kocası olmalıdır. Shiva, durumu sükûnet ve vakarla karşılayıp, karısını öfkesine hâkim olması yönünde telkin eder. Babasının kendisine daima düşmanca davrandığını, onu üstün güç olarak kabul etmeyip rakip gördüğünü anlatır. Sati, babasının bu tavrını makul ve tabii bulmaz, çok şaşkındır. En sonunda, babasının evine gitmek için davete gerek olmadığını, orasının baba evi olduğunu ve dilediği zaman gidebileceğini söyleyerek, törene davetsiz katılmaya karar verir. Shiva, törende Daksha’nın kendisine hakaret edeceğini, kızının kocasını herkesin içerisinde küçük düşürmeye çabalayacağını, Sati’nin bütün bu olacaklar karşısında öfkesine hâkim olması gerektiğini, eğer bu hakaretler karşısında sabrını koruyamazsa kendine zarar vermesinden korktuğunu anlatır. Sati törene katılır ve babası onu, istemeden de olsa kabul eder ama kocasını da herkesin önünde kınayarak Shiva’yı iblislikle ve kremasyon mekânlarına dadanan bir zındık olmakla itham eder. Sati, kocasına yapılan bu hakaretlere bir son vermesi için babasına yalvarır ama babası hakaretlerine devam eder, Shiva’yı kirli paçavralar giyinen, vücuduna yılanlar dolayarak ayinlerde bir meczup gibi danseden sahte bir tanrı olmakla suçlar.
Sati, olan biten karşısında tahammülünün sınırlarına dayanır, kocasının uyarısını hatırlar: “Sakın ola ki, öfkenin sana hâkim olmasına izin vermeyesin.” Sati, acı içerisinde babasına şöyle seslenir: “Senin kızın olmaktan utanıyorum. Kocama söz verdim, intikam hissine kapılmayacağım, özellikle de sana karşı, fakat burada herkesin önünde ifşa ediyorum ki, kendimi ateşler içinde yok edeceğim ve bir gün, saygı duyacağım bir babanın kızı olarak yeniden Toprak Ana’ya döneceğim.” Babası Sati’nin bu sözlerine aldırmaz ve kurban törenine devam edilmesini emreder.
Hikâyenin devamını tahmin ediyorsunuzdur elbette. Sati kendini yakar, Shiva ise o korkunç yıkımı başlatır, her şey alt üst olur. Sati, saygı duyabileceği bir babanın kızı olarak yeniden Toprak Ana’ya döneceği güne kadar yeryüzünden yok olur, Daksha’nın ortodoks geleneksel düzeni yıkılır, ideal eş ve sevgili Shiva sabrını tüketip, önüne ne çıkarsa yakıp yıkar…
Bazı meseller, efsaneler, kıssalar vardır ki, hayatımızın içinden geçip giden nice hadiseyi, dramı, trajediyi bize herkesten ve her şeyden daha doğru ve daha iyi anlatır, kavratır… İşte Shiva ile Sati’nin mutlu aşk hikâyesi de böyle bir efsanedir ve bütün efsaneler gibi gerçeği değil hayali, bir gün gerçekleşeceğine kalpten inanılan bir hayal âlemini resmeder!

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: