Articles

Kürt Sorununa Derin Düşünce’den Bakış(Bölüm-1)

In öcalan, bilimsel makaleler, demokratik açılım, derin düşünce yazıları, etnisite, faşizm, Kürt sorunu, kürt sorununda çözüm, milis, milliyetçilik, nizami harp, pkk, terör örgütü on Kasım 29, 2009 by yusufmirza

Ülkemizde çeyrek asırdır bitmeyen bir silahlı mücadele sürüyor. Zaman zaman hızlanan bu savaşta Leninist-Maoist devrimci şemaya göre kurulmuş bir örgüt olan PKK bir ulus devlete, “laik ve demokratik” Türkiye Cumhuriyeti’ne kafa tutuyor. 1980’li yıllardan beri duyduğumuz “bölücü örgütün beli kırıldı” tarzı nutuklara rağmen PKK eylemlerine devam ediyor.
Aslında Türkiye’de sorunlara yaklaşmayı bilen aydınlar ve yöneticiler var. Meselâ yıllarca belimizi büken enflasyon sorunu akıl, yöntem ve dirayetle çözüldü. %100’lere yaklaşan bir enflasyon geleceğimizi, kalkınmamızı ipotek altına almıştı. Bugün %10’dan aşağı indirmenin yollarını arıyoruz. Eğer “ters giden nedir? Bundan sonra nereye?” diye sorulmasaydı enflasyondan kurtulabilir miydik?
Ne var ki PKK terörü ile mücadele konusunda ne olup bittiğini sorgulayan hemen herkes “hain – ordu düşmanı” damgası yiyebiliyor. Bu konuyu açarak, özellikle de neyin ters gittiğini sorarak bir başarısızlığı işaret ediyoruz. Unutmamak gerekir ki nazarımızda bu başarısızlık TSK’ya değil bütün Türkiye’ye ait. Zira söz konusu olan askerî değil siyasî bir başarısızlık. Çünkü bir ülkeyi bölmek askerî değil siyasî bir projedir. Özetle PKK’nın mücadelesi TSK’ya değil Türkiye’ye karşıdır.
PKK hakkında düşünmek ve konuşmak kolay değil
Bir konuda insanların konuşarak çözüm arayabilmesi için anahtar kavramlara aynı adları vermiş olmaları yani ortak bir dile sahip olmaları gerek. Biz de öncelikle kelimelerin içinin neyle doldurulduğuna bakalım. Türk basını, güvenlik güçleri, yabancı basın ve PKK ‘nın kendisi aynı kavramlar için aynı kelimeleri kullanmıyor. Terörist, bölücü hareket, gerilla, ayaklanma, bağımsızlık savaşçısı, direnişçi, şehit. Bu kelimelerin bazısı dünya tarihindeki hatta dinimizdeki “haklı” mücadeleleri çağrıştırdığı için PKK’nın eylemlerine de retorik bir meşruiyet kazandırıyor. Gerilla bunlardan biri. PKK silahlı mensupları için bu kelimeyi kullanmayı tercih ediyor.
Gerilla aslında İspanyolca guerra (=savaş) kelimesinin küçültülmüşü, bir tür “savaşçık”. Napoleon’a karşı mücadele eden İspanyol direnişi sırasında ortaya çıkmış. Doğrudan çeviri yaparak Amerikan ve İngiliz kaynakları da bu kavrama “small war” (küçük savaş) diyorlar sıklıkla. Anglo-Saxon kaynaklarda yakın anlamda kullanılan bir başka terim ise insurgency – counterinsurgency (isyan ve karşı isyan).
Aslında gerilla kelimesinin işaret ettiği önemli bir teknik bilgi var o da orantısız güçlerde karşıya gelmiş iki silahlı grup. Bu olduğu zaman zayıf olanın tek çaresi saklanmak ve vur-kaç taktiği ile büyük orduyu taciz etmek. Büyük ordu genellikle sırtını bir devlete dayadığı için küçük olanı “terörist” ilân ediyor. Küçük olan ise “ezilen-mazlum” kimliğini seve seve kabul ederek “dev bir orduya kafa tutan bir avuç kahraman” rolüne bürünüyor.
Terörist nitelemesine gelince… Bu bir anlamda sağlıklı düşünmeye mani zira bu bir savaş türü değil bir yöntem. Ayrıca DEV-SOL’a karşı yapılan mücadele ile PKK’ya karşı yapılan mücadele arasında çok fark var. Hukukî bakımdan terör suçunu işlemiş olabilirler. Ama stratejik açıdan ikisini de aynı kategoriye koymak, aynı yöntemlerle mücadele etmek sonuç getiremiyor. Ayrıca bir devletin de terörist gibi davranması yani devlet terörü söz konusu olabilir.
Basitçe özetlemek gerekirse :
1) isyan : Mücadelenin başlangıcını,
2) Terör : Mücadelede kullanılan yöntemlerden birini,
3) Gerilla : Güçlerin orantısızlığını,
4) MücahitŞehit tarafların mücadelelerine manevî bir boyut atfettiklerini,
5) Direnişçi-Devrimci ayrımı : zayıf tarafın statükocu olup olmadığını,
İfade ediyor.
Kanaatimizce bu terimleri ideolojik ve dinî renklerinden soyutlamak bugün için imkânsız. Bu terimlerin temsil ettiği teknik kavramları daha iyi ihâta eden “gayrı nizamî harp” ve “asimetrik savaş” terimlerini bu makale için daha uygun buluyoruz.
Önemli uyarı
Yazının maksadı haklıyı haksızı ayırmak olmadığından vereceğimiz örnekler sadece stratejik ve taktik açıdan değerlendirilmeli. Kullanacağımız hiç bir kelimenin arkasında da ideolojik bir tercih aranmamalı.
Asimetrik savaş ve gayrı nizamî harp
Orantısız güçlerde iki silahlı grubun karşı karşıya geldiğine sık sık tanık oluyoruz. Irak’ın işgali, Afganistan’ın Sovyet Rusya tarafından işgali, Çeçenistan, Filistin… Fakat aynı asimetri İspanya’da ETA, Kuzey İrlanda’da IRA ve Türkiye’deki PKK olaylarında da var.
Asimetri kadar önemle üzerinde durulması gereken bir başka konu da “gayrı nizamî” olgusu. Üniformaları, bayrakları, ayrı renk ve modelde araçlarıyla nerdeyse bir spor karşılaşması gibi algıladığımız savaş uzun zamandır gayrı nizamî vasıflar edindi aslında. İstihbarat, ekonomik casusluk, propaganda, aracı kuvvetler yoluyla savaş…
Asimetrik savaşın “gayrı nizamî” olmasının birinci sebebi profesyonel olmayan
paramiliter, milis veya Geçici Köy Korucusu gibi birimlerin varlığı. Bu birimler resmen bir komuta zincirine bağlansalar da gerekli eğitime ve organizasyona sahip olmadıkları için faydadan çok zarar getirebiliyorlar. Türkiye’deki duruma bakacak olursak korucular TBMM Faili Meçhul Siyasi Cinayetler Araştırma Komisyonu raporuna göre :
“Çoğu kez hem devletten maaşlarını almışlar, hem de terör örgütüne -kimi zaman korkudan, kimi zaman isteyerek- yardım ve yataklık yapmışlardır. Bazıları ise korucu kimliği ile silah, uyuşturucu vb. kaçakçılığı yapmışlardır. İşledikleri fiiller yüzünden mahkemece aranan korucular, maaşlarını düzenli olarak aldıkları halde yakalanamamışlardır. Korucular yörede etkili olan aşiret sistemi yüzünden aşiret ağalarının emri ile hareket eder olmuşlar; kendi yandaşları olmayan kişilere PKK taraftarıdır diyerek baskı uygulamışlardır.
1985 yılında başlatılan Koruculuk uygulamasında 1997 yılına dek geçen süre içerisinde 23 bin 817 geçici köy korucusu görevinden uzaklaştırılmıştır. Bu korucuların 20 bin 319’unun görevi ihmal suçunu işlediği açıklanmıştır. İçişleri Bakanlığı’nın açıkladığı rakamlara göre, koruculuk uygulamasının başlatıldığı tarihten günümüze kadar geçen 21 yıl içerisinde, 2 bin 402 korucu terör suçlarına karışmış, 936 korucu hakkında mala karşı işlenen suçlardan, 1234 korucu hakkında şahsa karşı işlenen suçlardan, 428 korucu hakkında da kaçakçılık suçundan işlem yapılmıştır”

Aslında ne asker ne de sivil sayılabilecek birimlerin savaşa karışması aslında zayıf taraf için büyük bir avantaj. “Yanlışlıkla” öldürülen sivillerin cesetlerinin yanına silah konabildiği gibi sivil kıyafetle savaşanlar öldüklerinde basın olay yerine varmadan silahları yandaşları tarafından yok edilebiliyor. Böylece Asimetrik savaş (AS) hukuktan rahatsız olan güçlerin kolayca hareket edebilecekleri “dumanlı havayı” oluşturuyor.
Savaşan birimlerin “gayrı nizamî” oluşunun yanı sıra stratejisi de “gayrı nizamî”. Askerî bakımdan zayıf olan grup mücadeleyi ister istemez askeri olmayan boyutlara taşıyor:
1) Diplomasi,
2) İç politika,
3) Ülke ekonomisi,
4) Medya ve propaganda,
5) Halkın psikolojisi.
Sonuç olarak büyük ordunun askerî alanda elde ettiği başarılar “önemsizleştirilebiliyor” hatta “başarısızlık” olarak gösterilebiliyor.

PKK’nın dış politikamızı meselâ AB, ABD, Iran ile olan ilişkilerimizi nasıl olumsuz etkilediğine bakarsak birinci, 22 Temmuz seçimlerinden önce patlayan bombalara bakarsak da ikinci boyutu çok net görmüş oluruz. Diğer maddelerdeki sorunları ise biz sıradan insanlar her gün yaşıyoruz.

İşte bu sebeple asimetrik savaş (AS) asla askeri bir harekât olarak değerlendirilmemeli. Tersine silahlı çatışma boyutu toplam mücadelenin içinde az bir yer tutmalı.
Asimetrik Savaş (AS) ve kontrgerilla operasyonlarının teorisyenleri arasında mutlaka anılması gereken isimlerden biri 1952 -1954 yılları arasında Malaya’daki kontrgerilla operasyonlarındaki başarısıyla ün kazanan General Gerald Templer . Templer’a göre “Ateş etmek işin sadece %25’idir. ”. Cezayir savaşındaki tecrübelerini kitaplaştıran ve fikirleri Amerikan ordusunun kontrgerilla el kitabında sık sık anılan Fransız subayı David Galula da “Mücadelenin %80’i siyasi, %20’si askeridir” diyor.
Leninist-Maoist şemada gerilla savaşı
Asimetrik Savaş (AS) teorisyenleri içinde bizim açımızdan en büyük önem taşıyanlar şüphesiz komünizm çizgisi içinde bu teorileri uygulamaya koymuş olanlar. Zira PKK Kürt milliyetçiliğini kullanmakla beraber komünist grupların örgütlenmesini ve yöntemlerini uygulamakta. Hatta PKK’ya bağlı siyasi örgütlerde de bu mirasın izlerini görmek mümkün.
V.I. Lenin , Mao Zedong, Ernesto Che Guevara. Asimetrik Savaş (AS) ve gerilla taktikleri üzerine yazmış liderler. Meselâ Mao’nun yazdığı “Gerilla savaşı üzerine” adlı kitapta şu görüşler dikkati çekiyor :
“Gerilla savaşını ulusal politikadan ayrı düşünmek için hiç bir sebep yok. Tersine yönetim ve gerilla savaşının idaresi tamamen Japonlara karşı verilen mücadele ile eşgüdüm içinde olmalı. Gerilla savaşını sadece askerî bir manevra gibi görenler onu yanlış anlayanlardır. Gerillanın politik etkilerini ve hedeflerini asla gözden kaçırmamak gerekir. Aksi takdirde halkın güvenini kaybederiz ve bu da bizi başarısızlığa götürür. (Bkz. Birinci Bölüm, “Gerilla savaşı nedir?”)

Lenin”e göre ise AS karşısında tarafların ayrı bir organizasyona gitmesi gerekiyor:
“Köhne propaganda ağlarımızın organizasyonu yeni ajitasyon eylemleriyle alt-üst oldu. Toplu gösteriler eski komitelerimizin çalışma şekillerini kökten değiştirdiler. Bir savaşta her askeri eylem savaşanların organizasyonunu bir yere kadar değiştirir. Bu artık savaşılmayacak anlamına gelmez. Savaşmanın yeniden öğrenilmesi gerekir.” (Bkz. “Gerilla savaşları” adlı makalesi)

Gerek batılı teorisyenler gerekse komünist liderlerin ölçütleriyle değerlendirildiğinde Türkiye’nin verdiği mücadelede askeri olmayan boyutların göz ardı edilmiş olması bizce en büyük eksiklerimizden. Özellikle Tansu Çiller dönemindeki “kurşun atan-yiyen” vizyonu, OHAL uygulamaları.
Kendi ayağına kurşun sıkmak
Normal bir savaş ile AS arasındaki en önemli fark hedef. Zira tarafların güçleri arasındaki çok büyük orantısızlık sebebiyle zayıf olan tarafın bir coğrafî bölgeyi hedeflemesi imkânsız. Çünkü geniş bir bölgeyi kontrol altına alsa bile güçlü olan taraf sayı üstünlüğü ve ağır silahlarıyla durumu derhal kendi lehine değiştirecek kapasitede.
AS’ta zayıf tarafın hedefi halkın kendisi. Yani halkın devlete olan bağlılığını zayıflatmak ve güçlü olan tarafı adeta yabancı bir ülkede savaşıyormuşçasına yıpratmak. USAK Başkanı ve Uluslar arası İlişkiler uzmanı Sedat Laçiner’in de “Askeri Neden Eleştirdim?” adlı makalesinde aktardığı gibi :
“Şırnak-Cizre-Mardin yollarında gece karanlığında arabamızın farlarını saldırı korkusuyla yakmadan yol aldığımız da oldu, karanlık dağlara bakıp kendi ülkemize yabancı ellermiş gibi baktığımız da. Eli tetikte korku dolu gözlerle ıssız yollarda kontrol yapan askerleri de gördük”

Ancak bu durum PKK’nın üstünlüğünden değil PKK ile TSK’yı karşı karşıya getiren siyasi iradenin hatasından kaynaklanıyor. Halihazırda dünyanın başka yerlerinde de süren AS’larda görülebileceği gibi zayıf taraf ZAYIF olduğu için güçlü tarafın KENDİ KENDİNE ZARAR VERMESİNİ sağlamak zorunda. Gene Laçiner’in “Teröristle Mücadele Stratejimizdeki Temel Hatalar” adlı bir başka makalesinde dediği gibi:
“Teröre karşı düzenli birlikleri kullanmak son derece hatalıdır, çünkü ordular terörle mücadeleye göre dizayn edilmemişlerdir. Eğer terör örgütleri ülkeyi rahatsız eden bir sivrisinekse, ordular bir ‘balyoz’a benzer. Balyozunuz ne kadar ağır olursa ‘sivrisinek’i yakalamak o kadar zor olacaktır. Sinek bir yere konacak, siz hızla balyozu kaldırıp duvara indireceksiniz. Bir süre sonra bakacaksınız ki sivrisinek uçmaya devam ediyor, fakat duvarlar yıkık dökük olmuş. Üstelik sizde sivrisinek kovalayacak, yani terörle mücadele edilecek hal kalmamış. Onca ağır bir nesneyi kaldırıp indirdiğiniz için incinen, kırılan, ya da çıkan uzuvlarınız da cabası. Bu nedenle terör örgütleri orduların terörle mücadelenin içinde olmasına bayılırlar. Tam da istedikleri şeydir. Tam da dişlerine göre bir hedeftir. Havada sallanan balyozun tepelerine inme olasılığı sıfıra yakındır. Onlar balyozu değil, onu tutan eli ısırırlar. Balyozu tutan el sinirlendikçe daha bir sert saldırmaya, kendisini perişan etmeye başlar. Oysa sivrisineğe karşı doğru mücadele aracı balyoz değil, sinekliktir, sinek kovucu tablettir veya sinek ilacıdır. Bunlar hem daha hafiftir, hem de daha esnek. Eli yormaz, çevreye zararı daha azdır.”

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: